Longevity, artık sadece uzun yaşamak değil; genç, enerjik ve işlevsel yaş almak anlamına geliyor. Beslenme bilimi, bugün sadece kalori değil, hücresel sağlık konuşuyor. Doğru senolitik stratejilerle biyolojik yaşımızı geriye almanın mümkün olduğunu söyleyen Uzman Diyetisyen Ezgi Akdağ, senolitik diyette yer alan ve gençleşmeyi destekleyen besinleri açıkladı.
Kemik iliği, lenf ve kan kanserlerinde uygulanan yenilikçi ve kombine tedavi yöntemleri, hastaların ortalama yaşam süresini uzatıyor ve yaşam kalitesini yükseltiyor.
Bilim insanları uyardı: O "görünmez düşman", kahve içtiğiniz bardaktan, yemek yediğiniz plastik kaptan havaya karışıyor. Yeni bir araştırmaya göre, bu ürünlerden yayılan ve soluduğumuz mikroplastik parçacıklar, akciğerlerde birikerek kanserli hücrelerin oluşumunu tetikliyor.
Yaşlanmanın bir hastalık olabileceği aklınıza gelir mi? Bilim dünyası son yıllarda bu sorunun yanıtını arıyor; yaşlanma bir hastalık mı yoksa önlenebilir bir süreç mi? Yaşlanmanın herkeste farklı bir süreçle ilerlediğini söyleyen Tıbbi Genetik Uzmanı Prof. Dr. Gözde Yeşil Sayın, yaşlanmanın arkasındaki sebepleri ve bilimsel olarak yaşlılığa karşı neler yapılması gerektiğini anlattı.
Son yıllarda popüler olmaya başlayan kök hücre tedavisi ile gençleşmek mümkün. Kök hücre tedavisinin, ciltte kolajen üretimini tetiklediğini söyleyen Dr. Asel Seda Bal “Sadece birkaç hafta içinde cilt kalitesinde gözle görülür bir artış sağlıyor. Doğru uygulandığında kişiyi 8-10 yaş geriye götürmek mümkün” dedi.
Günümüzde yalnızca uzun yaşamak değil, yaş alırken enerjik, sağlıklı ve üretken kalabilmek de bir o kadar önemli. İşte tam bu noktada devreye longevity beslenmesi giriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, hücre yaşlanmasını yavaşlatan en önemli 10 besini sıraladı.
Eski Mısır mezarlarında keşfedilen ve 'mumyanın laneti' olarak anılan aspergillus flavus mantarı, bu kez ölüm değil umut saçıyor olabilir. Çıplak elle dokunulduğunda ölüme neden olabilecek kadar toksik olan bu mantar türü, kanser tedavisinde devrim niteliğinde bir araştırmanın odağına yerleşti. Peki, tarihin karanlık sırlarından biri, modern tıbbın elinde şifa kaynağına dönüşebilir mi?